• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cheeselifemagazine
  • https://www.twitter.com/@cheeselifemaga1
  • https://www.instagram.com/cheeselifemagazine1
  • https://www.youtube.com/channel/UCVphzDSCv172cvqPtzyw-4A
Ekrem BULUT / Sosyolog- Yazar
eb-ekrem@hotmail.com
Özerkliğin Kaybı: Bilgi, Sanat ve Ahlakta Yapısal Yozlaşma
29/11/2025

        Günümüz dünyasında hiçbir faaliyetin kendisi için yapılmadığı gerçeği, sadece bireysel tutumların değil, yapısal dönüşümlerin bir sonucudur. Bilim artık “bilim için” değil; fon veren kurumların, politikaların, sermaye gruplarının yönelimleri doğrultusunda şekillenen bir üretim alanıdır. Sanat, piyasanın estetik taleplerine yaslanarak meşruiyet bulur; edebiyat, okurun arzusu ile yayınevinin ekonomisi arasında sıkışmış bir ifade alanı hâline gelir. Siyaset ise bizzat kendisi için değil, güç ağlarının devamlılığı için yapıldığında, tarafsızlık ilkesi yalnızca nostaljik bir yanılsama olarak kalır.

          Modern toplumda tarafsızlığın yokluğu, basit bir etik bozulma ya da kişisel zaaflar meselesi değildir; aksine, toplumsal alanların iç içe geçmesiyle oluşan yapısal bir çarpılmanın göstergesidir. Pierre Bourdieu’nun alan teorisi bu dönüşümü açıklar: Bilimsel alan, sanatsal alan, siyasal alan—her biri kendi özerk mantığına sahip olması gerekirken, bugün ekonomik sermayenin ve politik gücün etkisi altında yeniden şekillenmektedir. Bu nedenle bir bilim insanının “nesnellik” iddiası, bir sanatçının “özgür yaratım” vurgusu ya da bir siyasetçinin “halk için siyaset” söylemi, artık kendiliğinden inandırıcı değildir. Çünkü her faaliyet, görünür ya da görünmez biçimde bir gücün yörüngesine girmekte, ait olduğu alanın özgün etik ve epistemik mantığını kaybetmektedir.
          Bu durumun en çarpıcı sonucu, ahlak ve erdem kavramlarının içinin boşalmasıdır. Ahlak, toplumsal yaşamdaki eylemlerin yönünü belirleyen bir pusula olması gerekirken, bugün çıkar ilişkilerinin, mensubiyetlerin ve aidiyet ağlarının içinde eriyen bir retoriğe dönüşmüştür. Erdem ise sadece kişisel bir meziyet olmaktan çıkmış; aksine, bireyin sisteme uyum kapasitesiyle ölçülen bir performans göstergesi hâline gelmiştir. Modern birey, “iyi” olmayı değil, “uyumlu” olmayı ödüllendirilen bir davranış kodu olarak benimser. Böylece toplumsal alanlarda erdemin değil, stratejik aklın hâkimiyeti belirleyici hâle gelir.
          Bu çarpılmanın felsefi boyutu daha derindir. Tarafsızlığın imkânsızlığı, epistemolojik bir soruna işaret eder: Hakikat iddiası üretmek için kullanılan araçlar, bizzat hakikatin kendisini belirleyen güç ilişkilerinin parçası hâline gelmiştir. Michel Foucault’nun belirttiği gibi, bilgi ile iktidar arasındaki ilişki bugün daha görünürdür; artık bilgi üretimi sadece bir araştırma süreci değil, aynı zamanda meşruiyet inşasıdır. Bu yüzden bilimsel bir makale de, sanatsal bir sergi de, politik bir konuşma da kendi içindeki hakikatle değil, temsil ettiği ittifaklarla ölçülür hâle gelmiştir. Taraf olma, sadece ideolojik bir duruş değil; aynı zamanda var olma koşuludur.
         Sonuçta karşımıza yalnızca yozlaşmış alanlar değil, yön bulma yetisini kaybetmiş bir toplum çıkmaktadır. Tarafsızlığın imkânsızlığı, sadece toplumsal kurumları değil, bireyin kendi vicdani bütünlüğünü de aşındırır. Herkesin bir tarafa yaslanmak zorunda olduğu bir düzende, erdemli bir eylemin kendisi bile şüpheyle karşılanır. Ahlaki tutumlar samimiyet ölçütüyle değil, hangi güç ilişkisine hizmet ettiği üzerinden değerlendirilir. Böyle bir ortamda toplumsal güven çöker, kamusal akıl zayıflar ve her faaliyet, ister istemez bir çıkar mantığının uzantısına dönüşür.
          Belki de en büyük kriz tam burada gizlidir: İnsan faaliyetlerinin hiçbirinin kendisi için yapılamadığı bir dünyada, insanın kendisi de “kendisi için” yaşayamaz hâle gelir. Ahlakın yerini strateji, erdemin yerini performans, tarafsızlığın yerini aidiyet alınca, toplumsal yaşam sadece düzenini değil, anlamını da kaybeder. Bugün yaşadığımız kriz, işte bu anlam kaybının derinleşmesidir. Bu kaybı onarmak, tarafsızlığı idealize etmekle değil; her alanın yeniden kendi özerkliğini, yani kendi etik sınırlarını ve epistemik tutarlılığını inşa etmesiyle mümkün olabilir. Aksi takdirde, tüm faaliyetlerin bir çıkar yörüngesine hapsolduğu bir dünyada, ne hakikatten ne adaletten ne de insani erdemlerden söz etmek mümkün olur.
 


24 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Kapitalist Pazarın Psikolojik Labirenti: Tüketici Algısı, Fiyat-Kalite Tutarsızlığı ve Ticari Ahlak - 21/11/2025
Sistem sadece paranızı değil, algılarınızı ve psikolojinizi de tüketir. Fiyat ve kalite tutarsızlıkları, sahte ürünler, ahlak dışı uygulamalar ve denetim eksikliği sizi sürekli şüpheye ve tatminsizliğe iter.
Rüya, bastırma ve özdeşleşme: Freud'dan Günümüze Psikolojik Bir Yolculuk - 15/11/2025
Böylece bastırma, hem uygarlığın temeli hem de bireyin mutsuzluğunun kaynağıdır. İnsan, toplum içinde yaşarken kendi iç dünyasıyla bir barış hâlinde değildir. Bastırılanlar susmaz; yalnızca geceyi beklerler.
Kaybolan Yakınlık:Modern Dünyada Dostluğun Felsefi ve Psikososyal Gerileyişi - 13/11/2025
Modern dostluk, çoğu zaman “ilişkisel yatırım” olarak görülür. Kim bana daha çok kazandırır, kimle görünür olurum, kim benim sosyal çevremi genişletir? Bu sorular, ahlaki olanı değil, faydalı olanı merkeze alır.
Bilimin iki yüzlülüğü; İnsanlığın Kurtuluşuna mı, Yok oluşun Bilimselleşmesine mi hizmet ediyor? - 12/11/2025
Yirmi birinci yüzyıl bize şunu öğretti: Vahşet, artık cehaletten değil, fazlasıyla bilgiden doğabiliyor. Barbarlık, kılıçtan değil; formüllerden, laboratuvarlardan ve soğukkanlı hesaplamalardan çıkıyor.
Sağlık, Eğitim ve Gıdanın Biyopolitik Denetimi - 11/11/2025
Bu durum, Michel Foucault’nun “biyopolitika” kavramını hatırlatır: İktidar artık yalnızca insanların davranışlarını değil, bedenlerini, zihinlerini ve hatta yaşam sürelerini bile yönetir.
Yalnızlıktan kaçışın Maskesi: Sosyalleşme, Sevgi ve Varoluşun Boşluğu - 09/11/2025
Sosyal medyada kurulan “bağlar”, çoğu zaman temassız yakınlıklardır. Orada herkes birbirine dokunur ama kimse kimseye değmez. Bir fotoğrafın altına bırakılan kalp, çoğu zaman samimiyetten çok var olma bildirgesidir: “Buradayım, beni unutma"
Paranın Tanrılaştırıldığı Dünyada İnsan Kalmak - 09/11/2025
Bu sistemin en çarpıcı sonucu, sosyal ilişkilerin metalaşmasıdır. Bireyler arasındaki bağlar, ekonomik çıkarlar doğrultusunda kuruluyor ve çözülüyor.
Kaderin Kozmik Aklı - 08/11/2025
İnsanın varoluş serüveni boyunca en kadim ve yakıcı sorulardan biri “neden acı çekeriz?” sorusu olmuştur.