• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cheeselifemagazine
  • https://www.twitter.com/@cheeselifemaga1
  • https://www.instagram.com/cheeselifemagazine1
  • https://www.youtube.com/channel/UCVphzDSCv172cvqPtzyw-4A
Ekrem BULUT / Sosyolog- Yazar
eb-ekrem@hotmail.com
Kars'ın eveliği Karadenizin lahanası dinleyene çok şey anlatır
10/01/2026

         Kars mutfağı, sert iklimin insanı terbiye eden sabrıyla yoğrulmuş bir hayatta kalma mutfağıdır. Burada yemek, süslenmek için değil ayakta kalmak içindir. Uzun ve karanlık kış gecelerinde sofraya gelen her tabak, yalnızca karın doyurmaz; soğuğa, yokluğa ve zamana karşı da dimdik durur. Ateşin başında ağır ağır kaynayan tencere, bir yemeğin ötesinde hayatı tutma iradesidir. Kars’ta mutfak, kışa hazırlığın sessiz dili, paylaşmanın en sahici hâlidir.

           Evelik otu çorbası tam da bu yüzden sıradan bir çorba değildir. Kısa yaz aylarında toplanan evelik otu, bazen kurutularak bazen taze hâliyle değerlendirilir; tereyağı, mercimek ve kemik suyuyla buluştuğunda sade ama derin bir lezzete dönüşür. Hafif ekşimsi tadı, Kars coğrafyasının sertliğini, ölçülülüğünü ve kanaatkârlığını damakta hissettirir. Bu çorba, “az var ama yeter” diyen bir kültürün sıvı hâlidir. İçtikçe yalnızca beden ısınmaz; belleğin de üstü örtülür, insan biraz daha dayanır.

           Kars sofralarının bir diğer baş tacı olan kuymağ ise çoğu zaman Karadeniz’e mal edilse de, bölgede bambaşka bir kimlikle karşımıza çıkar. Kars kuymağı gösterişi sevmez; uzayıp masaya şov yapmaz, sessizdir ama ciddidir. Mısır unu yerine buğday unu, kolot peyniri yerine gorcolo veya çeçil peyniri. Daha tok, daha ağır ve daha besleyicidir; adeta “ben seni öğlene kadar idare ederim” diye fısıldar. Bu yönüyle yalnızca bir kahvaltı değil, bir dayanma yemeğidir. Hayvancılığa dayalı ekonomik yapı, sütün ve tereyağının bolluğu, kuymağı Kars mutfağında gücün ve direncin simgesine dönüştürür. Kuymağın yüzeye çıkan yağı, sadece lezzetin değil; emeğin, kışa hazırlığın ve uzun gecelerin sessiz ilanıdır.

           Karadeniz mutfağı ise Kars’tan farklı olarak hem bollukla çevrili hem de dağlık ve denize yaslanan bir coğrafyanın ürünüdür. Ancak bu bolluk kendiliğinden gelmez. Yağmurun eksik olmadığı, yokuşun bitmediği bu topraklarda hayat gibi mutfak da çalışkanlık ve süreklilik üzerine kuruludur. Karadeniz’de yemek, doğayla verilen bitmeyen mücadelenin sofradaki karşılığıdır.

           Mıhlama, Karadeniz’in bu karakterini en iyi anlatan yemektir. Mısır unu, tereyağı ve kolot peyniriyle yapılan mıhlama aceleye gelmez; sabır ister. Peynir uzayıp yağ üste çıkmadan “oldum” demez. Bu hâl, tesadüf değildir. Mıhlama, Karadeniz insanının hayata bakışını anlatır: Emek ver, bekle, karşılığını al. Uzayan peynir yalnızca bir mutfak başarısı değil; alın terinin, ısrarın ve vazgeçmemenin somut ödülüdür.

          Karalahana çorbası ise Karadeniz mutfağının biraz inatçı, biraz da dik başlı yüzüdür. Sert, lifli ve kolay pes etmeyen karalahananın uzun uzun pişirilmesi; fasulye ve mısır unu ile birleşmesi, bölge insanının doğayla kurduğu mücadeleci ilişkinin tenceredeki hâlidir. Bu çorba, kaynarken adeta “beni hafife alma” der. Besleyicidir ama aynı zamanda bir karakter beyanıdır. Karadeniz insanının dayanıklılığı, sabrı ve lafını esirgemeyen tavrı, karalahana çorbasında billurlaşır.

          Kars’ın eveliği ve kuymağı ile Karadeniz’in mıhlaması ve karalahanası arasında kurulan bu bağ, Türkiye mutfağının çok katmanlı kimliğini açıkça ortaya koyar. Birinde kıtlığın öğrettiği tutumluluk ve ölçü vardır; diğerinde bolluk içinde bitmeyen emek ve süreklilik. Ama her iki mutfakta da ortak olan şey, yemeğin bireysel bir eylem olmamasıdır. Çorba ve kahvaltı, bu coğrafyalarda yalnızca günün ilk öğünü değil; aileyi, komşuluğu ve aidiyeti bir arada tutan sosyal bir ritüeldir. Tencere kaynadıkça muhabbet de kaynar, sofralar kalabalıklaşır.

           Sosyolojik açıdan bakıldığında mutfak, sınıfsal deneyimlerin, tarihsel travmaların ve coğrafi zorunlulukların en görünür olduğu alandır. Evelik otu çorbası ile karalahana çorbası yokluğun ve doğayla mücadelenin bilgisini taşırken; kuymak ve mıhlama, hayvancılık ve tarım ekonomisinin sofraya dökülmüş hâlidir. Bu yemekler tarif defterlerinden çok hafızalarda saklanır; kulaktan kulağa, kaşıktan kaşığa kuşaktan kuşağa aktarılır.

          Bir kaşık evelik çorbası Kars’ın ayazını, bir çatal mıhlama Karadeniz’in sisini hatırlatır. Bu yüzden bu yemekler yalnızca midede değil, bellekte de yer eder. Çünkü mutfak, en sade ve en sahici hâliyle kimliğin yenilebilir biçimidir.

 



20 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Bir kazın kanadında: KARS, Bir şevketi bostanın kökünde:MANİSA - 30/12/2025
Bu yüzden ne Kars’ın kazına ne Manisa’nın şefketi bostanına dışarıdan bakıyorum. Her ikisi de benim için yalnızca bir yemek değil; göçün, yoksulluğun, tutunmanın ve yeniden kök salmanın aile belleğindeki karşılığıdır.
Hamsi Tava ile Kaşar Peyniri Birlikte Yenir mi? Bir Tabak Üzerinden Kültür, Damak ve İhtiyat - 21/12/2025
Mısır unu, az yağ, biraz tuz ve ateş… Hamsi tavanın asaleti, tam da bu yalınlıktan gelir. Balık kendi yağını salar, denizin tuzu kendi sözünü söyler.
Özerkliğin Kaybı: Bilgi, Sanat ve Ahlakta Yapısal Yozlaşma - 29/11/2025
Sonuçta karşımıza yalnızca yozlaşmış alanlar değil, yön bulma yetisini kaybetmiş bir toplum çıkmaktadır. Tarafsızlığın imkânsızlığı, sadece toplumsal kurumları değil, bireyin kendi vicdani bütünlüğünü de aşındırır.
Kapitalist Pazarın Psikolojik Labirenti: Tüketici Algısı, Fiyat-Kalite Tutarsızlığı ve Ticari Ahlak - 21/11/2025
Sistem sadece paranızı değil, algılarınızı ve psikolojinizi de tüketir. Fiyat ve kalite tutarsızlıkları, sahte ürünler, ahlak dışı uygulamalar ve denetim eksikliği sizi sürekli şüpheye ve tatminsizliğe iter.
Rüya, bastırma ve özdeşleşme: Freud'dan Günümüze Psikolojik Bir Yolculuk - 15/11/2025
Böylece bastırma, hem uygarlığın temeli hem de bireyin mutsuzluğunun kaynağıdır. İnsan, toplum içinde yaşarken kendi iç dünyasıyla bir barış hâlinde değildir. Bastırılanlar susmaz; yalnızca geceyi beklerler.
Kaybolan Yakınlık:Modern Dünyada Dostluğun Felsefi ve Psikososyal Gerileyişi - 13/11/2025
Modern dostluk, çoğu zaman “ilişkisel yatırım” olarak görülür. Kim bana daha çok kazandırır, kimle görünür olurum, kim benim sosyal çevremi genişletir? Bu sorular, ahlaki olanı değil, faydalı olanı merkeze alır.
Bilimin iki yüzlülüğü; İnsanlığın Kurtuluşuna mı, Yok oluşun Bilimselleşmesine mi hizmet ediyor? - 12/11/2025
Yirmi birinci yüzyıl bize şunu öğretti: Vahşet, artık cehaletten değil, fazlasıyla bilgiden doğabiliyor. Barbarlık, kılıçtan değil; formüllerden, laboratuvarlardan ve soğukkanlı hesaplamalardan çıkıyor.
Sağlık, Eğitim ve Gıdanın Biyopolitik Denetimi - 11/11/2025
Bu durum, Michel Foucault’nun “biyopolitika” kavramını hatırlatır: İktidar artık yalnızca insanların davranışlarını değil, bedenlerini, zihinlerini ve hatta yaşam sürelerini bile yönetir.
Yalnızlıktan kaçışın Maskesi: Sosyalleşme, Sevgi ve Varoluşun Boşluğu - 09/11/2025
Sosyal medyada kurulan “bağlar”, çoğu zaman temassız yakınlıklardır. Orada herkes birbirine dokunur ama kimse kimseye değmez. Bir fotoğrafın altına bırakılan kalp, çoğu zaman samimiyetten çok var olma bildirgesidir: “Buradayım, beni unutma"
 Devamı