• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cheeselifemagazine
  • https://www.twitter.com/@cheeselifemaga1
  • https://www.instagram.com/cheeselifemagazine1
  • https://www.youtube.com/channel/UCVphzDSCv172cvqPtzyw-4A
Ekrem BULUT / Sosyolog- Yazar
eb-ekrem@hotmail.com
Kontrolün Bedeli: Aynadaki Sessiz Savaş
10/04/2026

Beden…

Eskiden insanın evidir denirdi.
Şimdi ise çoğu insan için bir sınav kâğıdı.

Her sabah aynanın karşısına geçen insan, kendine bakmıyor artık; kendini ölçüyor.
Gözler bir cetvel gibi, tartı bir hâkim gibi…
Ve beden, her gün yeniden yargılanan bir sanık.

Bu yalnızca bir kişinin hikâyesi değil.
Bu, çağın hikâyesi.

Artık insanlar sadece yaşamıyor; kendilerini sürekli denetliyor.
Ne kadar yediklerini, nasıl göründüklerini, kaç kilo olduklarını…
Beden, yaşanan bir şey olmaktan çıkıp yönetilen bir projeye dönüşüyor.

Bir sofraya oturmak bile eskisi kadar sade değil.
Eskiden yemek, sadece açlığı bastırmak değildi;
paylaşmaktı, yakınlaşmaktı, bir araya gelmekti.

Şimdi ise çoğu zaman bir hesaplaşma.

Bir lokma, sadece bir lokma değil artık.
Bir karar.
Bir risk.
Bazen de bir suç.

Kaloriler sayıya dönüşüyor, sayılar yargıya…
İnsan, kendi tabağının karşısında kendini savunmak zorunda kalıyor.

Ve zamanla şu ince çizgi siliniyor:
İhtiyaç ile korku arasındaki fark.

İnsan yemediğinde kendini güçlü hissedebiliyor.
Yediğinde ise zayıf…

Oysa mesele ne açlık ne tokluk.
Mesele, kontrol.

Modern dünya bu konuda çelişkili bir dil konuşuyor.
Bir yandan sofraları büyütüyor, tatları çoğaltıyor, iştahı kışkırtıyor.
Diğer yandan inceliği yüceltiyor, ölçüyü kutsuyor, fazlalığı damgalıyor.

İnsana aynı anda iki zıt şey söylüyor:
“Ye” ve “sakın fazla yeme.”

Bu çelişki, insanın içinde sessiz bir bölünme yaratıyor.
Bir yan yaşamak istiyor, bir yan kendini sınırlıyor.
Bir yan tat almak istiyor, bir yan hesap yapmak…

Zamanla bu dış sesler iç sese dönüşüyor.
Ve insan artık başkaları tarafından değil, kendi zihni tarafından denetleniyor.

En güçlü denetim de budur zaten:
İnsanın kendi kendini gözetlemesi.

Böylece beden, özgür bir alan olmaktan çıkar.
Bir disiplin alanına dönüşür.

Bazı insanlar kilo verir ama huzur bulamaz.
Bazıları daha “ideal” görünür ama kendine daha da yabancılaşır.
Çünkü mesele bedenin şekli değil, bedenle kurulan ilişkidir.

Ve bu ilişki bozulduğunda, en basit eylem bile zorlaşır:
Yemek yemek.

Oysa yemek, insanın dünyayla kurduğu en eski bağlardan biridir.
Bir lokma, toprağın, emeğin, kültürün, hafızanın birleşimidir.
Ama bugün o bağ kopma noktasına gelir.

Sofralar doludur ama anlam eksilir.
Tat vardır ama huzur yoktur.
Kalabalıklar vardır ama paylaşım giderek silinir.

İnsan bazen en çok yemek yerken yalnızlaşır.

Bu yüzden mesele yalnızca beden değildir.
Mesele, insanın kendisiyle kurduğu ilişkidir.
Mesele, değerin nerede arandığıdır.

Eğer değer yalnızca tartıda ölçülürse,
insan kendini hiçbir zaman yeterli hissedemez.

Eğer kontrol, var olmanın şartına dönüşürse,
insan yaşamayı unutabilir.

Bu hikâye bize şunu hatırlatır:
İnsan sadece yediğiyle değil, neye inandığıyla da şekillenir.

Ve bazen en büyük açlık, midede değil;
kabul görme, güvende hissetme ve yeterli olma ihtiyacındadır.

Sonunda geriye şu soru kalır:
İnsan bedenini kontrol ettiğini sanırken, aslında neyi kaybeder?

Belki de asıl mesele şudur:
İnsan inceldikçe neden kendine yaklaşmaz?

Ve belki daha derin bir soru:
İnsan sofradan kalktığında gerçekten doyar mı…
Yoksa sadece susar mı?

 



13 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Kapıların Açıldığı Günler: Bayram, Merhamet ve Toplumsal Vicdan - 21/03/2026
Gösterişin samimiyetin önüne geçtiği, paylaşımın yerini tüketimin aldığı bir dünyada, bayramın ruhunun da bu dönüşümden etkilenmemesi düşünülemezdi. Bayram sofraları büyüdükçe sofradaki sessizlik de büyümüştür.
Tat, Ritüel ve Kimlik (Antropolji ışığında yemek kültürü) - 23/01/2026
Antropolojik perspektiften bakıldığında yemek, insan yaşamının merkezinde yer alan çok katmanlı bir olgudur.
Kars'ın eveliği Karadenizin lahanası dinleyene çok şey anlatır - 10/01/2026
Kars sofralarının bir diğer baş tacı olan kuymağ ise çoğu zaman Karadeniz’e mal edilse de, bölgede bambaşka bir kimlikle karşımıza çıkar. Kars kuymağı gösterişi sevmez; uzayıp masaya şov yapmaz, sessizdir ama ciddidir.
Bir kazın kanadında: KARS, Bir şevketi bostanın kökünde:MANİSA - 30/12/2025
Bu yüzden ne Kars’ın kazına ne Manisa’nın şefketi bostanına dışarıdan bakıyorum. Her ikisi de benim için yalnızca bir yemek değil; göçün, yoksulluğun, tutunmanın ve yeniden kök salmanın aile belleğindeki karşılığıdır.
Hamsi Tava ile Kaşar Peyniri Birlikte Yenir mi? Bir Tabak Üzerinden Kültür, Damak ve İhtiyat - 21/12/2025
Mısır unu, az yağ, biraz tuz ve ateş… Hamsi tavanın asaleti, tam da bu yalınlıktan gelir. Balık kendi yağını salar, denizin tuzu kendi sözünü söyler.
Özerkliğin Kaybı: Bilgi, Sanat ve Ahlakta Yapısal Yozlaşma - 29/11/2025
Sonuçta karşımıza yalnızca yozlaşmış alanlar değil, yön bulma yetisini kaybetmiş bir toplum çıkmaktadır. Tarafsızlığın imkânsızlığı, sadece toplumsal kurumları değil, bireyin kendi vicdani bütünlüğünü de aşındırır.
Kapitalist Pazarın Psikolojik Labirenti: Tüketici Algısı, Fiyat-Kalite Tutarsızlığı ve Ticari Ahlak - 21/11/2025
Sistem sadece paranızı değil, algılarınızı ve psikolojinizi de tüketir. Fiyat ve kalite tutarsızlıkları, sahte ürünler, ahlak dışı uygulamalar ve denetim eksikliği sizi sürekli şüpheye ve tatminsizliğe iter.
Rüya, bastırma ve özdeşleşme: Freud'dan Günümüze Psikolojik Bir Yolculuk - 15/11/2025
Böylece bastırma, hem uygarlığın temeli hem de bireyin mutsuzluğunun kaynağıdır. İnsan, toplum içinde yaşarken kendi iç dünyasıyla bir barış hâlinde değildir. Bastırılanlar susmaz; yalnızca geceyi beklerler.
Kaybolan Yakınlık:Modern Dünyada Dostluğun Felsefi ve Psikososyal Gerileyişi - 13/11/2025
Modern dostluk, çoğu zaman “ilişkisel yatırım” olarak görülür. Kim bana daha çok kazandırır, kimle görünür olurum, kim benim sosyal çevremi genişletir? Bu sorular, ahlaki olanı değil, faydalı olanı merkeze alır.
 Devamı