• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cheeselifemagazine
  • https://www.twitter.com/@cheeselifemaga1
  • https://www.instagram.com/cheeselifemagazine1
  • https://www.youtube.com/channel/UCVphzDSCv172cvqPtzyw-4A
Ekrem BULUT / Sosyolog- Yazar
eb-ekrem@hotmail.com
ALKIŞIN ESİRİ OLMAK: Onay Bağımlılığı, Kırılgan Benlik ve Güç Yanılsaması
25/07/2026

         Bazı insanlar vardır; kim olduklarını kendi iç seslerinden değil, başkalarının gözlerinden öğrenmeye çalışırlar. Kendi değerlerini içsel ölçütlerle belirleyemezler. Kendilerini ancak alkışlandıklarında değerli, övüldüklerinde başarılı, yüceltildiklerinde önemli hissederler. Sessizlik onlar için yok sayılmak, eleştiri ise kişiliklerine yönelmiş bir saldırıdır.

        Bu durum, yalnızca bireysel bir karakter özelliği değildir. Aynı zamanda gelişim psikolojisinin, kişilik kuramlarının ve sosyal psikolojinin üzerinde uzun yıllardır durduğu önemli bir olgudur.

         Sağlıklı bir kişilik gelişimi, bireyin çocukluk ve ergenlik dönemlerinde dış onaya bağımlı olmaktan giderek uzaklaşması ve kendi içsel değer sistemini oluşturmasıyla mümkün olur. Psikolojide buna içsel benlik bütünlüğü denilebilir. Bu bütünlük gelişmediğinde kişi, yaşamını kendi ilkelerine göre değil, çevresinden aldığı geri bildirimlere göre şekillendirir. Kimliğini kendisi inşa etmek yerine, başkalarının kendisine tuttuğu aynalarda aramaya başlar.

         Böyle bireyler için övgü bir ihtiyaç olmaktan çıkar, adeta psikolojik bir besin hâline gelir. Takdir edilmediklerinde kendilerini değersiz hisseder; övüldüklerinde ise geçici bir güven duygusu yaşarlar. Ancak bu güven, sağlam bir benlikten değil, dışarıdan gelen alkıştan beslendiği için süreklilik taşımaz. Bu nedenle daha fazla övgüye, daha fazla hayranlığa ve daha fazla görünürlüğe ihtiyaç duyarlar.

          Sosyal psikolojide bu durum, dışsal doğrulama (external validation) arayışı olarak açıklanır. Kişinin benlik değeri kendi iç değerlendirmesine değil, çevresinden aldığı onaya bağlıdır. Böyle bir benlik yapısı oldukça kırılgandır. Çünkü dış dünyanın değerlendirmeleri sürekli değişir. Dolayısıyla kişi de her eleştiride sarsılır, her övgüde yeniden yükselir.

İşte tam bu noktada paradoks başlar.

         Sürekli övülen birey, bir süre sonra aldığı övgüleri gerçekçi biçimde değerlendiremez. Başlangıçta ihtiyaç duyduğu takdiri zamanla hak edilmiş doğal bir statü olarak görmeye başlar. Psikolojide bu durum, benlik algısının gerçeklikten kopmasıyla açıklanabilecek bilişsel bir sapmadır. Kişi artık "başarılı olduğum için övülüyorum" demekten çıkar; "övülmem zaten benim doğal hakkım" düşüncesine yönelir.

         Bu dönüşüm, kırılgan benliğin giderek büyüklenmeci (grandiyöz) bir benlik anlatısına evrilmesine zemin hazırlayabilir. Kendisini sürekli merkeze koyan birey, zamanla yalnızca değerli değil, herkesten üstün olduğuna da inanmaya başlayabilir. Başkalarının fikirleri önemsizleşir; eleştiri ise artık yalnızca yanlış değil, "ihanet" olarak algılanır.

Bu nedenle eleştiriye tahammül edemezler.

        Çünkü eleştiri onların davranışlarını değil, kurdukları kırılgan benlik yapısını tehdit eder. Bu yüzden eleştiriyi değerlendirmek yerine eleştireni değersizleştirmeye çalışırlar. Karşıt görüşü çürütmek yerine karşı tarafın kişiliğini hedef alırlar. Böylece psikolojik savunma mekanizmaları devreye girer; inkâr, yansıtma ve değersizleştirme gibi süreçler benliği korumanın aracı hâline gelir.

Bu bireylerin çevrelerinde zamanla ilginç bir sosyal yapı oluşur.

Eleştirel insanlar uzaklaştırılır.

Gerçek dostlar kaybedilir.

Yerlerini yalnızca övenler, onaylayanlar ve sürekli hayranlık gösterenler alır.

         Sonuçta kişi gerçek dünyadan değil, kendisi için oluşturulmuş yapay bir yankı odasından beslenmeye başlar. Herkes aynı şeyi söylediğinde, artık bunun doğru olduğuna inanır. Oysa gerçekte duyduğu şey hakikat değil, sürekli tekrar edilen onay cümleleridir.

         Sosyal psikolojide bu mekanizma, grup düşünmesi (groupthink) ve yankı odası etkisi (echo chamber effect) ile ilişkilendirilebilir. Farklı görüşlerin sistematik biçimde dışlandığı ortamlarda birey, kendi doğrularının evrensel doğrular olduğuna giderek daha fazla inanır. Bu süreç yalnızca bireysel değil, örgütsel ve siyasal yapılarda da gözlemlenebilir.

          Tarih boyunca birçok otoriter liderin çevresinde benzer bir psikolojik iklim oluşmuştur. Gerçeği söyleyenler tasfiye edilmiş, yalnızca övgü sunanlar ödüllendirilmiştir. Böyle ortamlarda lider, zamanla kendi sınırlılıklarını göremez hâle gelir. Güç arttıkça öz eleştiri azalır; öz eleştiri azaldıkça gerçeklik duygusu zayıflar.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Her özgüvenli insan büyüklenmeci değildir.

Her başarılı insan övgü bağımlısı değildir.

Her eleştiden rahatsız olan kişi de patolojik bir kişilik örüntüsü sergilemez.

         Psikolojik değerlendirmelerde tek bir davranıştan tanıya gidilmez. Burada söz edilen, sürekli tekrar eden ve yaşamın birçok alanına yayılan örüntülerdir. Özellikle sürekli hayranlık beklentisi, empati eksikliği, eleştiriye aşırı duyarlılık ve kendini üstün görme eğilimi birlikte değerlendirildiğinde, klinik açıdan narsisistik kişilik özellikleriyle ilişkili bir örüntüden söz edilebilir. Ancak bu tür değerlendirmeler bireysel klinik inceleme olmaksızın kesin tanı anlamına gelmez.

Olgun kişiliğin en önemli göstergesi ise tam tersidir.

Olgun insan övgüyle şımarmaz.

Eleştiriyle yıkılmaz.

Çünkü kendisini başkalarının alkışlarıyla değil, kendi vicdanı, değerleri ve gerçekliğiyle değerlendirir.

         Başkalarının gözünde büyümeye çalışan insan, sonunda kendi gözünde devleşebilir; fakat gerçeğin karşısında en büyük yanılsama, insanın kendisini olduğundan büyük görmesidir.

İnsanı büyüten şey alkış değildir.

İnsanı büyüten, gerçeği duyabilecek cesarettir.

        Ve belki de kişilik olgunluğunun en güvenilir ölçüsü şudur: İnsan, kendisini övenlerden çok, kendisine doğruyu söyleyebilen insanları yanında tutabiliyor mu?

 



6 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BİLGELİK MASKESİ ALTINDA CEHALET - 25/07/2026
Bugün “uzman” sıfatı, çoğu zaman emeğin, disiplinin ve uzun yıllara yayılan düşünsel birikimin sonucu olmaktan çıkmış durumda. Sosyal medya platformlarında birkaç teknik terim kullanabilen, birkaç popüler kavramı art arda sıralayabilen...
Kontrolün Bedeli: Aynadaki Sessiz Savaş - 10/04/2026
Oysa yemek, insanın dünyayla kurduğu en eski bağlardan biridir. Bir lokma, toprağın, emeğin, kültürün, hafızanın birleşimidir. Ama bugün o bağ kopma noktasına gelir.
Kapıların Açıldığı Günler: Bayram, Merhamet ve Toplumsal Vicdan - 21/03/2026
Gösterişin samimiyetin önüne geçtiği, paylaşımın yerini tüketimin aldığı bir dünyada, bayramın ruhunun da bu dönüşümden etkilenmemesi düşünülemezdi. Bayram sofraları büyüdükçe sofradaki sessizlik de büyümüştür.
Tat, Ritüel ve Kimlik (Antropolji ışığında yemek kültürü) - 23/01/2026
Antropolojik perspektiften bakıldığında yemek, insan yaşamının merkezinde yer alan çok katmanlı bir olgudur.
Kars'ın eveliği Karadenizin lahanası dinleyene çok şey anlatır - 10/01/2026
Kars sofralarının bir diğer baş tacı olan kuymağ ise çoğu zaman Karadeniz’e mal edilse de, bölgede bambaşka bir kimlikle karşımıza çıkar. Kars kuymağı gösterişi sevmez; uzayıp masaya şov yapmaz, sessizdir ama ciddidir.
Bir kazın kanadında: KARS, Bir şevketi bostanın kökünde:MANİSA - 30/12/2025
Bu yüzden ne Kars’ın kazına ne Manisa’nın şefketi bostanına dışarıdan bakıyorum. Her ikisi de benim için yalnızca bir yemek değil; göçün, yoksulluğun, tutunmanın ve yeniden kök salmanın aile belleğindeki karşılığıdır.
Hamsi Tava ile Kaşar Peyniri Birlikte Yenir mi? Bir Tabak Üzerinden Kültür, Damak ve İhtiyat - 21/12/2025
Mısır unu, az yağ, biraz tuz ve ateş… Hamsi tavanın asaleti, tam da bu yalınlıktan gelir. Balık kendi yağını salar, denizin tuzu kendi sözünü söyler.
Özerkliğin Kaybı: Bilgi, Sanat ve Ahlakta Yapısal Yozlaşma - 29/11/2025
Sonuçta karşımıza yalnızca yozlaşmış alanlar değil, yön bulma yetisini kaybetmiş bir toplum çıkmaktadır. Tarafsızlığın imkânsızlığı, sadece toplumsal kurumları değil, bireyin kendi vicdani bütünlüğünü de aşındırır.
Kapitalist Pazarın Psikolojik Labirenti: Tüketici Algısı, Fiyat-Kalite Tutarsızlığı ve Ticari Ahlak - 21/11/2025
Sistem sadece paranızı değil, algılarınızı ve psikolojinizi de tüketir. Fiyat ve kalite tutarsızlıkları, sahte ürünler, ahlak dışı uygulamalar ve denetim eksikliği sizi sürekli şüpheye ve tatminsizliğe iter.
 Devamı