
Metin ÖZTÜRK
info@cheeselifemagazine.com
Zayıflamak istiyorsan hemen ekmeği kes !
25/02/2026 Ekmek bu topraklarda sadece bir gıda değil kutsal bir simgedir. Ekmek her kesin hayatında var olan ortak paydadır. Sofranın bereketi ve fakirin tek sığınağıdır. Ekmeğe savaş açmak aslında halkın kültürel genetiğine ve en temel “Güven” duygusuna savaş açmaktır. Buradaki mesele sadece bir gıda meselesi değildir. İnsanlığın en eski dostunun para hırsı ve seri üretim uğruna nasıl bir “şüpheliye” dönüştürüldüğüdür. Ekmek bu toprakların hem duası hem davasıdır. Bu gün uzmanların zehir dediği o somun binlerce yıldır insanlığı kıtlıktan koruyan kutsal bir kaledir. Modern bilgi kirliliği soframızdaki son kaleyi de korkuyla yıkmaya çalışıyor. Ekmeği kesersen zayıflarsın diyenler aslında insanın hayatlı kurduğu o en masum bağı doyma hissini cezalandırıyorlar. Bilgi kirliği bize her şeyi düşman gösteren ayarlanmış bir zihin istemektedir. Zayıf bir bedene sahip olmak uğruna bir lokma ekmeğin huzurundan vazgeçen insan paylaştığımız o sofranın neşesini de çöpe atıyor. Sofra keyif olmaktan çıkıyor ve kalori hesabıyla birlikte bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Çünkü ekmeği kesen kişi kazara dayanamayıp fazla yese kendisini suçlu hisseder ve bu döngü kilo sorununu çözmez sadece psikolojik yükü arttırır. İnsanın aklına şu soru geliyor sağlıklı yaşamak için mi yiyoruz yoksa korkmadan yaşayabilmek için mi? Bir uzman
“Egzotik ejder meyvesi zararlıdır” dese bu kimseyi etkilemez ama “Ekmek
zararlı” dendiğinde ülkemizin %90’ına doğrudan müdahale etmiş olur. Bu uzmana
devasa bir ilgi ve otorite alanı açar. “Ekmeği kes” tavsiyesi karmaşık bir
sağlık sorununu tek bir düşmana indirgeme kolaycılığıdır. Bilgi kirliliği de
işte burada başlamaktadır. Gerçekten zararlı olan aşırı karbonhidrat ve
kalitesiz endüstriyel un iken ihale doğrudan ekmeğin kendisine kesilir. Ekmeği kötü ilan
edenler aslında onun içine hapsedildiği endüstriyel hırsı kötü ilan
etmelidirler. Binlerce yıl boyunca genetiği ile oynanmamış buğdaylarla beslenen
insanlık bu gün “cüce buğday” denilen daha fazla verim almak için
laboratuvarlarda hırpalanmış bir türle karşı karşıyadır. Daha çok satmak, daha
beyaz görünmek, daha uzun süre rafa dayanmak. İşte bu “Daha çok” hırsı ekmeğin
içindeki o kadim şifayı, proteini, minerali, aldı yerine sindirimi zor, glüten
değeri fırlamış bir “karbonhidrat bombası” bıraktı. Uzmanlar aslında ekmeğe
saldırırken bu hırsın sonucuna saldırıyorlar ama faturayı “ekmek” kavramına keserek
halkı kandırıyorlar. Modern
fırıncılıkta un artık yaşayan bir organizma değil cansız bir tozdur. Buğdayın
içindeki en besleyici kısım olan rüşeymi çabuk bozuluyor diye çıkarıp yerine
beyaz kalsın diye kimyasallarla ağartan sistem sonra dönüp “ekmek sizi hasta
ediyor” diyor. Bu insanın bacaklarını kırıp sonra da neden koşamıyorsun diye
kızmasına benziyor. Halk ekmeğe yüklenildiği kadar bu sistemi kuranlara
yüklenilmediğini gördüğü için büyük bir güven boşluğu yaşıyor. Uzmanların “ekmeği hayatınızdan çıkarın” tavsiyesi, asgari ücret ile ev geçindiren, tarlada çalışan veya sabahın köründe mesaiye başlayan insanlar için bir hakarettir. Ekmek yurdumun insanı için sadece doymak değil ayakta kalma iradesidir. Bir insanın elinden ekmeğini alıp yerine “chia tohumu” koyamazsınız uzmanların ekmekle kafayı bozması halkın gerçeklerinden kopuk bir sağlık kibridir. İnsanımızın yediği her lokmada “acaba kanser mi oluyorum, acaba damarım mı tıkanıyor, acaba obez mi oluyorum” diye ekmeğin kokusundaki o kadim güveni duymak yerine her lokmada acaba zehirleniyor muyum diye titreten bu sistem aslında o insanın midesine değil huzuruna saldırıyor. Hele ekmeği kes
zayıfla sözü. Bir insan ömrünü ekmek yemedim zayıf kaldım gururuyla sürekli bir
açlık ve yoksunluk hissiyle geçiriyorsa o insanın ruh sağlığı fiziksel
sağlığından daha çok bozulmuş demektir. Modern tıp ve diyetisyenlik kültürü
bizi bedenimizin bekçisi haline getirdi ekmeği her görüşünde korku duyan bir
insan artık özgür bir birey değil bir korku öznesidir. Oysa ekmeği keyifle
yiyen dedelerimiz bu kadar bilgi kirliliği içinde boğulmadan doğal döngüleriyle
yaşayıp gittiler.
|
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Dikkat edin Yapay zekâ, Zekânızı yapay hale getirmesin - 23/01/2026 |
| “Beynimiz de tıpkı kaslarımız gibi “kullan ya da kaybet” prensibiyle çalışır. Her şeyi yapay zekâya devrettiğimizde uzun vadede problem çözme yeteneğimizi kaybederiz. |
| MANDALİMON - 21/01/2026 |
| Limon desem limon değil, mandalina desem mandalina değil ben en iyisi buna “Mandalimon” diyeyim. |
| Maskeli Balo - 29/12/2025 |
| Çay içmeye gelen dostunuzun ne için geldiğini ve içinden ne şeytanlıklar geçtiğini bilmek. Sizden oy isteyen politikacının, dernek başkanının içinden geçenler ise burada yazılmaz. Size namustan dem vuran meslektaşınızın namussuz olduğunu bilmek. |
| Yavaş ! - 18/12/2025 |
| Türk filmlerinin klasikleşmiş bir sahnesi vardır, esas oğlan ile esas kız deniz kenarında ağır çekimde birbirlerine koşarlar ve sarılırlar. |
| Hayatın Anlamı -1- - 21/11/2025 |
| İlkel atalarımızın özellikle beyinlerini sürekli geliştirdiklerini ve değiştirdiklerini düşünürsek beyne dördüncü bir beyni ekleyen bu atalarımızın dördüncü beyne yükledikleri görevlerin zaman içerisinde neden değişik yönlere kaydığı sorusu önemli. |
| Sohbeti Kurtaran Adam - 08/11/2025 |
| Her mahallenin, her köyün her beldenin mutlaka renkli insanları vardır, ama bunların içerisinde en renklisi bir hikâye bir olay anlatıldığı zaman mutlaka onunla ilgili bir fikri ve anısı olan insan tipidir. |
| İhtiyaçlar Sınırsız (mı) Kaynaklar Kıt (mı) - 15/10/2025 |
| İşte beyin yıkama buradan itibaren başlıyor. Adamın niyeti aklına hayaline gelmeyen bir şeyi ihtiyaç gibi göstermek ve senin sırtından milyonları götürmek. |
| Duygular Kirlendikçe Ekmeğe Yağ Sürülür - 22/08/2025 |
| Satabilirse bu para ile yarınki keteleri için malzeme alacak ve artanı da geçimi için kullanacaktı. |
| Fese Attım - 22/08/2025 |
| Hasta gülmeye başlar, doktor işlem yaptıkça hasta gülüyor neredeyse hasta gülmekten bayılacak. Doktor, hasta güldükçe merak ediyor ama elindeki işi de bırakamıyor. |
Devamı |